Birleşik Krallık Referandum’da Brexit dedi

Birleşik Krallık Referandum’da Brexit dedi
Birleşik Krallık’ta 23 Haziran’da gerçekleşen seçimlerde İngilizler’in % 48’i AB’de devam etme taraftarıyken % 52’lik çoğunluk Birlik’ten ayrılma yönünde seçimini kullandı. Ancak referandum sonrasında Birleşik Krallık kendi içinde bölünmüş oldu. İskoçya ve Kuzey İrlanda AB’de kalmak isterken İngiltere ve Galler ise Birlik ile yollarını ayırmayı tercih etti. Referandum öncesi anket şirketlerinin araştırmalarında AB’yi destekleyenlerin bir adım önde olması ve referanduma bir hafta kala İşçi Partisi milletvekili Jo Cox’un suikasta kurban gitmesinin Bremain (AB’de kalalım) taraftarlarının referandumda elini güçlendireceği düşünülürken kısmen şaşırtıcı bir şekilde Brexit kazandı. Peki, katılımcı sayısının % 72,2 gibi yüksek bir oranda seyrettiği referandumda çoğunluğun AB aleyhinde Brexit’i tercih etmesi ne ifade etmekte?
Seçimlerden AB aleyhinde oy çıkması İngiltere’nin hâlihazırdaki ulus-üstü AB projesinin politikalarından rahatsızlığının açık bir ifadesidir. Daha önce kaleme aldığım yazıda, İngiltere’nin AB projesine mesafeli duruşunun ve Brexit olasılığının aslında yeni bir tartışma olmadığına, 1957 yılından bu yana Birleşik Krallık’ın AB tutumuyla bağlantılı olduğuna değinmiştim. Birlik’ten çıkan ortak kararların uygulanması noktasında İngiltere’nin egemenliğinin devri noktasındaki isteksizliği “AB’den ayrılma” cephesi tarafından başarılı bir şekilde kullanıldı. Özellikle AB kurumsal yapısının bir elit projesi olarak kalması ve İngilizlerin AB politikalarında yeteri kadar söz sahibi olmamasına rağmen Birlik’in aldığı kararları uyma zorunluluğu Ayrılık cephesindeki motivasyonun büyük bir kısmını oluşturmuştur. Böylelikle   “AB’den çıkmayı seç ve kontrolü tekrar ele geçir”[2] sloganıyla referanduma hazırlanan ayrılıkçı cephe AB’nin kemikleşmiş sorunu “demokrasi açığı”nı (democratic deficit) da gündemde tutmuş oldu. Bunun yanı sıra Avrupa kıtasında krize evrilen mülteci sorunu dolayısıyla sınırların da kontrolünün sağlanması gerçeği çokça dile getirildi. Referandum sonucunda Leave kampanyasının başarısı aşikâr görülürken, AB taraftarlarının ekonomi ağırlıklı söylemlerinin İngiliz halkında pek de karşılık bulmadığı anlaşılıyor. Muhafazakârların ekonomik kaygılar üzerine kampanyalarını şekillendirmeleri algıları doğru okuyamadığının bir işareti. İngilizlerin Avrupa ile ilgili tutumunu ölçen sosyal bir araştırmanın 2014 yılı verilerine göre katılımcıların %42’siAB ile ilişkiler güçlense bile bu durumun Britanya’nın ekonomisinde bir fark yaratmayacağını düşünüyorlar. %17’lik kesim ise AB ile sıkı işbirliğinden İngiliz ekonomisinin zarar göreceğini ifade ediyor.[3]Dolayısıyla bu veriler AB’nin İngiliz ekonomisine kayda değer bir katkı sunmadığı yönünde İngilizlerin sahip olduğu tutuma işaret etmekte. Ancak buna rağmen AB taraftarları yürütülen kampanyalarda Birlik’te devam etmenin getireceği işçi gücü ve sağladığı ekonomik kazançlar üzerinde uzunca durmuşlardır. Dolayısıyla ekonomik çerçeve dışarısına çıkamayan Bremain taraftarları İngiliz halkının AB ile endişelerine cevap verme de yetersiz kalmıştır.
Referandum öncesinde yapılan bir anket sonucuna göre; İngilizlerin sandıkta AB’de kalma ve AB’den çıkma seçeneklerinden hangisini tercih edeceğini belirleyecek olan parametreleri, göç sorunu ve AB’nin kurumsal işleyişi ve yapılanması ile ilgili kaygılar oluşturmaktaydı. Aynı araştırmada İngiliz ekonomisi veya AB’nin ekonomik durumu, AB ile devam edip etmeme kararında belirleyici bir faktör olarak biraz daha alt sıralarda kalmıştı[4]. Bu noktada Financial Times yazarlarında Wolfgang Münchau da ele aldığı yazısında AB taraftarlarının Avrupa değerlerini çoğu zaman dillendirmeyip ekonomik kaygılar üzerine söylem geliştirmesini Birleşik Krallık adına kayıp olarak değerlendirmiştir.[5]  
Brexit kararı ile, David Cameron’un referandum öncesinde AB’ye ilettiği bir dizi reform talebinin İngilizleri tatmin edemediği de anlaşılıyor. Göç sorunundan, sosyal yardımların kısıtlanmasına; ekonomiden ulusal parlamentonun yetkilerinin artırılmasına kadar geniş yelpazede talepleri kapsayan reform paketi Ayrılıkçı cephe tarafından ‘yetersizliğiyle’ hedef gösterildi. Neticede, 24 Haziran sabahında İngilizlerin başta göç ve AB kurumsal yapısındaki işleyiş ve beraberinde getirdiği demokrasi açığı endişelerini yanıtlamada Başbakan Cameron’un başarısızlığı ortaya çıkmış oldu.





[3] http://www.bsa.natcen.ac.uk/media/38975/bsa32_eu.pdf
[4] http://www.theguardian.com/politics/2016/mar/20/britons-on-europe-survey-results-opinium-poll-referendum
[5] https://next.ft.com/content/8278467a-34a5-11e6-bda0-04585c31b153

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Adayış

Ellere övgü

Eski sayfalardan yarım kalan şiirler