Brexit'i AB ve Ingiltere Perspektifinden Okumak

Brexit'i AB ve Ingiltere Perspektifinden Okumak

İngiltere şu günlerde AB’den çekilmenin oylanacağı 23 Haziran’daki referanduma odaklanmış durumda. Referandum tarihinin kesinleştiği Ocak ayından bu yana Brexit (AB’den ayrılma) ve Bremain (AB’de kalma) taraftarları yürüttükleri kampanyalar ile AB üyeliğinin kazanç ve kayıplarını göz önüne sererek İngiliz vatandaşını ikna etmeye çalışıyor. Diğer bir taraftan, araştırma şirketleri de düzenledikleri anketlerle ‘Brexit’ tutumunu sık aralıklarla kamuoyu ile paylaşmaya devam ediyor. Bu noktada, İngiltere ve AB içinde gündem oluşturan Brexit kararının Birlik ve Londra için ne anlam ifade ettiğini birlikte okumakta fayda var. Öncelikle, yazıda İngiltere perspektifinden Brexit tartışmasının sebepleri ve Birliğin ilk zamanlarından günümüze uzanan çalkantılı İngiltere-AB ilişkileri ele alınıp açıklanmaya çalışılacak. Akabinde cevap aranan bir diğer soru ise Brexit’e AB perspektifinden bakıldığında nasıl bir mesaj taşıdığıdır.
İngiltere perspektifinden Brexit
İngiltere bütünleşme fikrine en baştan bu yana çekingen bir tavır sergilemiştir. Bütünleşme mantığının ekonomik, siyasal alanlardaki bazı yetkilerin Birlik’e devrini zorunlu kılması, İngiltere’nin üyelik noktasındaki isteksizliğinin sebebini oluşturmaktadır. İngiltere’nin isteksiz tutumunun AB’nin tarihsel sürecinde zaman zaman görülebilecek örnekleri mevcuttur. İngiltere, kurucu altı ülkenin öncülük ettiği Avrupa Ekonomik Topluluğu(AET) fikrine egemenlik kaybı endişelerinden ötürü dahil olmayıp AET üyesi olmayan ülkeler ile 1960 yılında Avrupa Serbest Ticaret Birliğini (EFTA) kurdu. İngiltere’nin EFTA projesinde üyeliği uzun soluklu olmasa da bu süreç, İngiltere’nin ileride ‘daha yakın birlik’ (ever closer Union) fikrine karşı taşıdığı endişelerden birini yansıtmaktadır. Ancak Batı Avrupa piyasalarına erişmede zorluk yaşaması, İngiltere’yi AET üyeliğini düşünmeye zorlamış ve İngiltere 1963 yılında AET’ye üyelik başvurusunda bulunmuştur. İngiltere’nin bu üyelik talebinde egemenlik kaybı endişesine rağmen Batı Avrupa ile geliştirilecek olan ticari yani ekonomik kazanımların etkisi önemli rol oynamıştır1.
İlk üyelik talebi Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle tarafından reddedilen İngiltere, 1967 yılındaki AET’ye ikinci başvurusunda da aynı cevabı almıştır. AET’ye yapılan üyelik başvurusunun 1973 yılında kabul edilmesi sonrasında da İngiltere’nin Topluluğa yetki devriyle ilgili endişeleri devam etmiştir. İngiltere’de 1974 yılında hükümet değişikliği ile İşçi Partisi’nden Başbakan olan Wilson’un vaatleri arasında, katılım şartlarını müzakere etmek ve üyeliği referanduma götürmek yer almaktaydı. Sözünde duran Wilson, Başkanlığa geldikten ve İngiltere’nin AET üyeliğinden sadece birkaç yıl sonra, 1975 yılında, Topluluk üyeliğini halka sundu. Dolayısıyla Haziran ayında gerçekleşecek referandum AB kurumsal çatısı altında ilk olsa da İngiltere Birlik öncesinde Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeliği oylamasını tecrübe etmiştir.
AB bütçesine, ilk 4’te yer alarak yüksek bir miktarda katkı sağlayan İngiltere’nin, Avrupa Bütünleşmesine daha fazla mali destek noktasında çekingen bir tutum sergilediği zamanlar olmuştur. Örneğin, ekonomik krizin Avrupa’yı da etkilemesi ile 2011 Aralığında Almanya ve Fransa’nın başını çektiği Zirve Toplantısında 26 üye ülke AB çapında ortak bir bütçenin hazırlanmasını kabul etmiş, ama İngiltere bu metni imzalamayarak mali açıdan kendisini Birliğin dışına itmiştir.2 Dahası, Cameron referandum sürecine girmeden önce AB’den taleplerinden biri mülteciler dışındaki göçmenlere sağlanan sosyal yardımların kısıtlanması ile Euro bölgesi kurtarma paketlerine katkıda bulunmak gibi yükümlülüklerden muaf tutulması yer almaktadır.3 Bunun yanısıra, Haziran 2007 Zirvesinde gündemde yer alan Reform Anlaşması’nın getireceği bazı yeniliklere ciddi itirazları olmuştur. İngiltere, AB’nin 2000 yılında bir deklarasyon olarak yayınladığı ve çalışanların haklarını artıran Temel Haklar Sözleşmesi’nin yasal olarak bağlayıcı hale getirilmesine, AB’nin bir dışişleri bakanı olmasına, adli ve polisiye konularla sosyal güvenlik alanında üye devletlerin veto hakkının kalkmasına karşıydı4. Dolayısıyla, AB ve Topluluk üyeliği sürecinde Londra’nın egemenlik yetkisini kısmen kısıtlayan ortak ekonomik ve siyasi sorumluluk gerektiren alanlarda çekingen tutumu göz önüne alındığında 2016 yılında gündem oluşturan “Brexit” tartışmasının olağandışı olmadığı, AB ulusüstü yönetim (supranationality) yapısının aldığı kararların uygulanmasında İngiltere’nin gösterdiği isteksiz tavrı geçmiş yıllara dayandığı anlaşılacaktır.
AB Perspektifinden Brexit
İngiltere’nin egemenliğin paylaşımı noktasındaki isteksizliği, Brüksel’deki daha yakın Birlik (işbirliği) idealinin güçlü savunucuları ve AB’yi federal bir yönetim çizgisine taşımak isteyenler tarafından yıllardır eleştiri altında. Her ne kadar bu bürokratik çevre, İngiltere’nin üyelikten ayrılma seçeneğinin destekçisi olsa da AB (geleceği) perspektifinden bakıldığında İngiltere’nin üyeliği, kolay kolay gözden çıkarılabilecek bir mesele olarak görünmemektedir. Özellikle ekonomik ve siyasi bazı noktalarda İngiltere’nin AB’ye katkısı dikkate alındığında İngilteresiz bir AB’nin Avrupa kıtasını istikrarsızlığa sürükleyebileceği, tahminler arasında yer almaktadır5.
AB bütçesine katkı sağlayan dördüncü ülke olarak yerini alan İngiltere’nin bütçeye net katkı yapan ülkeler arasında sıralaması ise 2013 yılı verilerine göre 10.8 milyar euro ile Almanya’yı takip eden ikinci ülke konumundadır.6 Dolayısıyla Brexit’in gerçekleşmesi durumunda AB, bütçeye güçlü desteği olan partnerini kaybetmiş olacak.
Diğer bir taraftan Avrupa’nın günümüz İngiliz siyasi kültürün temelini oluşturan liberal bir vizyona ihtiyacı var. Özellikle market ekonomisinin zaman zaman koruma politikalarıyla tehdit altında olması İngiltere’nin öncülük edeceği liberal düzenlemelere olan ihtiyacı zorunlu hale getirdiği yönündeki fikir7 İngiltere’nin Avrupa kıtasındaki ağırlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
21. yüzyılda Avrupa’nın gücü, hem kendi bulunduğu coğrafyada hem de uluslararası arenada etkinliği ele alındığında eleştiri altında. Özellikle, farklı coğrafyalarda yaşanan krizleri önleyici bir aktör görevi üstlenememesi, son yıllarda Avrupa Birliği’nin “zayıf bir güç” (Small Power)8, “etkisiz bir güç” (retired power)9, başarısızlığa mahkum10 terimleriyle birlikte ele alınmasına neden olmaktadır. Artık yükselen bir Avrupa yerine “düşüşü ve çöküşü”nün (Europe’s Decline and Fall book from Richard Youngs) tartışıldığı bir Avrupa karşımızda. Bu durumda, finansal, siyasal ve ekonomik gibi farklı parametrelerin oluşturduğu Avrupa’nın gücü, Birliğin üç büyük ülkesinden biri olarak İngiltere’nin Brexit yönünde karar vermesiyle daha fazla kan kaybına uğrayacak.

1 Dinan, D 2008, Avrupa Birliği Tarihi, çev. Hale Akay, Kitap Yayınevi, İstanbul, s.132
2 Delanty, G 2004, Avrupa’nın İcadı, çev. Hüsamettin İnaç, Liberte, Ankara, s. 26
4 Akçay, B & Göçmen, İ 2012, Avrupa Birliği Tarihçe, Teoriler, Kurumlar ve Politikalar, Seçkin Yayınevi, Ankara, s. 54
5 http://www.theguardian.com/commentisfree/2016/jan/03/brexit-bad-for-europe-and-britain-eu-referendum
6 http://www.telegraph.co.uk/finance/financialcrisis/11221427/EU-budget-what-you-need-to-know.html
7 http://www.theguardian.com/commentisfree/2016/jan/03/brexit-bad-for-europe-and-britain-eu-referendum
8 Toje, A 2010, The European Union as a Small Power, Palgrave Macmillan, Basingstoke
9 Krastev, I 2010, A Retired Power, The American Interest, http://www.the-american-interest.com/2010/07/01/a-retired-power/
10 Zielonka, J 2014, Is the EU Doomed, Polity Press, UK

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Eski sayfalardan yarım kalan şiirler

Eşik

Schengen Sürdürülebilir mi?