Beklemek ve Samuel Beckett

Beklemek ve Samuel Beckett

Şimdi gün batımı vakti. Gökyüzünün üstüne büründüğü kızıllığı yavaş yavaş atma zamanıdır. Bu anlar kimi zaman neşe kimi zaman hüzündür aslında. Eğer saatlerdir, şu akrep ile yelkovanın birbirini koşuşturmasında beklemişseniz ve o beklenilene kavuşmuşsanız o gün ne güzel. Hakkınızdır neşeli olmanız, etrafınızı ısıtan belki anlamsız gülücüklerle donatmanız, size anlam veremeyenler olabilir. Deli mi nedir bu diyebilirler, kulak asmayın efendim.
Bir ihtimal daha var, belki daha gün doğmadan başlamışsınızdır beklemeye, gözleriniz yolda, belki ufukta, belki de bir kapıya dikilmiştir. Saatler birbirini kovalar, siz yorgun düşersiniz beklemekten, ama akrep ve yelkovanın ne haddine. Onlar kendi yörüngesinde dur durak bilmeksizin akıp dururlar. Artık güneşin veda zamanı gelir. Ne yoldan ne ufuktan bir haber vardır, ne de sabırla beklenilen vurmuştur kapıya. Bir hüzün çöker, içinize dalarsınız belki bir boşluk ya var ya yok işte..
Hiçbir bekleyiş kolay değil, Gogo ve Didi’nin bekleyişi de. Her gün aynı yere gelir ve sabırla “Godot”u beklerler. Bu iki sakin adam Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı eserinde kendi kurtuluşlarını bekleyenlerdir. Gün doğumuyla çıktıkları yoldan gün batımıyla geri dönerler. Ve kendi kurtuluşlarını yani “Godot”un gelmesine bağlarlar. 
Samuel Beckett, birçok eserinde başarısız, güçsüz insanları kaleme aldığı gibi bu eserinde de Gogo ve Didi'yi  konuşturarak insanoğlunun zayıflıklarını ve çaresizliklerini resmediyor. Beklemenin çıldırtıcı yanıyla beraber bir de bekleyen çaresizse kaçınılmaz sonda ölümün oynadığı görülür. Fakat beklemenin bir de güzel yanı vardır Beckett’e göre. O da “bekleyiş”in sonsuza kapı aralaması.

“Yeterince beklemiş olan biri beklemeyi sürdürebilir sonsuza kadar”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Eski sayfalardan yarım kalan şiirler

Eşik

Schengen Sürdürülebilir mi?